KİTAPLARIM

2018-Bu Yıl Neler Okudum?

Daha önce böyle bir liste yapmadım hayatımda. Ya da acaba bu yıl kaç tane kitap okudum ki ben diye durup düşünmedim. Kitaplarımı çalışma odasındaki kitaplıkta saklıyorum. Yeni aldıklarım ise, salonumdaki sehpanın rafını süslemiş durumdalar. Hayalim salonumda kocaman bir kitaplık yaratmak olsa da, mağlumunuz İstanbuldaki ev büyüklükleri buna çok müsade etmiyor. Ben de sehpamdakilerle yetiniyorum. Yeni aldığım kitaplar rafa sığmayınca, ‘ee okuduklarımı içeri kaldırayım ben de o vakit’ dedim. Sonra başladım saymaya ve bu yıl neler okumuşum liste yapmaya. Bu saatten sonra liste yapmak da farz oldu bana 🙂 Ve her yıl kaç tane ve neler okumuşum diye liste yapmak üzere aldığım yeni kararımla.

Bu yıl 21 tane kitap okumuşum. Üstelik çok yoğun ve acayip stresli bir yıl geçirmiş olmama rağmen sayı hiç de fena sayılmaz. Bir sonraki yıl hedefim en az 25 olacak bu da kendime not olsun burada 🙂

Aynı aynda bir kaç kitap okumayı seviyorum ben. Her kitap aynı akıcılıkta ve her daim sürekli okunacak içerikte olmuyor. Ben de bazılarını başucu kitabım yapıp, sindire sindire okurken, bazılarını da bir çırpıda tüketiveriyorum. Ve her tarz kitap okumayı da seviyorum. İtiraf da bulunmak gerekir ise, tarih kitapları hariç 🙁 Bu konuda da kendimi yenilenmeyi istiyorum.

Öyleyse nelermiş o kitaplar, bakalım, biraz yorum yapalım:

1-Romantika/ Turgut Özakman:

Genelde tarih kitapları ile ünlü olan Turgut Özakman’dan böyle bir aşk romanı beklemiyordum doğrusu. Okuduğum bir tavsiye üzerine alıp, bayılarak, hikayeyi adeta yaşayarak okudum. Aslında toplum etiğine aykırı bir aşk olmuş olsa da anlatılan, inan tarafınız böyle masum bir aşk karşısında hemen belli oluyor. Kitabı bitirdikten sonra rüyama bile girmişti. Şiddetle, bir çırpıda okuyacağınız bir kitap.

”Yine şaşırtıcı bir aşkın öyküsü. Bir aşk güzellemesi. 1960-1987 dönemine özgü çalkantılar. Sürprizler, oyunlar, dönüşümlerle dolu, gizemli bir ilişkinin gizli tarihi. Kuşaklar arası çatışmalar. Renkli, ilginç, şaşırtıcı karakterler. Kıvrak, akıcı, neşeli bir dil, yalın bir üslup.
Çok açılı bir anlatım tekniği, usta işi bir kurgu.
Konusu, kişileri, tekniği, kurgusu ile farklı bir roman.” diyor kitabın tanıtım yazısında.

 

 

 

2-Kokular Kitabı-1 / Vedat Ozan: 

Artık gönül rahatlığıyla “burnunuzun dikine” gidebilirsiniz.Ama sanmayın ki kokular sadece doğruları söyler .Kandığımız yalanlar içinde bir kılavuz aynı zamanda Kokular Kitabı.

“Koku” denince, Türkiye’de akla ilk gelen isim; Vedat Ozan.İlk kitabı ve uzun soluklu çalışmasının ilk cildi Kokular Kitabı’nda meselenin hemen her cephesini kuşatıyor: mitoloji, kültürel tarih, kimya, ekonomi-politik, psikoloji, edebiyat, gündelik hayat…

Ünlü parfümor Vedat Ozan’ın kaleminden çıkmış, kokular dünyasını anlatan inceleme alanında bir kitap. Bu kitapla ilgili uzun uzun yazmıştım daha önce. Okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

İşte bu kitap da benim başucu kitabım yapıp, sindire sindire okuduklarımdan. Belki geçtiğimiz yıl bile başlamış olabilirim. Bu serinin devamı da var üstelik, henüz başlamadığım, başlamak için can attığım. Kokular Kitabı-2 Parfümler ve Kokular Kitabı-3 Kültürler. Onlar da kitaplığımda beni bekliyorlar usul usul.

 

3-Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler:

Prenseslerin değil, kendi başarılarıyla prenses olan gerçek hayattan 100 kadının hikayelerini anlatan, masal kitabı. Çocuklara, özellikle kız çocuklara okunacak en güzel kitap. Benim de kitaplığımda o prensese okunmak üzere yerini aldı.

”Kraliçeler, casuslar, astronotlar, doktorlar, korsanlar, pilotlar..

Hepsi birbirinden  cesur, birbirinden zeki yüz kadın..

Dünyanın dört bir köşesinden altmış kadın sanatçının ilüstrasyonlarıyla renklendirilmiş yüz başarı hikayesi..

Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler, olağanüstü kadınların öyküleriyle her yaştan kadına ilham verecek..”

 

 

 

4-Hamilelik Enerjisi/ Zişan Durma: 

Hamilelik öncesi, sırasında ve sonrasında güzel ve güçlü enerjiye sahip olmayı anlatan güzel bir kitap. Anne adayının, babanın, geçmişin ve geleceğin enerjisinin bu süreçte ne kadar etkili olduğunu anlatıyor. Kapağındaki ”Bebekler onları en çok isteyen aileleri değil, enerjisi bebeğe hazır anne-babaları seçerek gelir dünyaya..” cümlesi kitabın özeti gibi.

”Eskiden “tekne kazıntısı” bebekler vardı hatırlar mısın? Anne ve babasının emeklilik çağında dünyaya gelmiş kıymetli çocuklar… Namı diğer emeklilik bebekleri… Sanki eskiden hamile kalmak daha kolaydı değil mi? Kadınlar kırklı yaşlarındayken bile kolaylıkla doğum yapabiliyorlardı. Tüp bebek merkezleri bu kadar yoğun değildi. Çocuk sahibi olamadığı için doktora başvuranların sayısı günümüzdeki talebin neredeyse üçte biri kadardı… Sence ne oldu da hamile kalmak artık daha güç bir mesele haline geldi, doğurganlığının en verimli çağındaki kadınlar bile hamile kalmakta zorlanır oldu? Çünkü erkek-kadın dengemiz değişti! ”

Benim başucu kitabım oldu. Ve ben bu kitaptan yola çıkarak, yazı yazmıştım. Okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

 

5-Kadınların Nesi var? /Jacky Fleming

”Nesi var sahi bu kadınların? Kolları mı kısa, kafaları mı küçük yoksa sakalları mı az? Saçları şöyle fazla kısa, böyle de çok mu uzun? Eski zamanlarda hiç kadın yoktu. İşte bu yüzden, okuldaki tarih derslerinde kadınlardan bahsedildiğini duymazsınız. Erkekler elbette vardı ve büyük kısmı da dâhiydi. Hepimiz onların adını çocukluğumuzdan beri ezberledik. Ama yine de siz siz olun ve kimsenin sözüne inanmayın. Hatta bu söz Aydınlanma Çağı’nın “Yorulmaz Dâhisi” Rousseau’ya, Evrim Teorisi’nin babası Darwin’e, psikanalizin kurucusu Freud’a ait bile olsa…” tanıtım yazısından.

Tarihteki unutulmuş kadınları eleştiri ve ironiyle karışık bir dilde anlatan mizah kitabı. Hatta 2017 Artemisia Mizah ödülü sahipli.

 

 

 

 

6-Kuşlar/ Tarjei Vesaas:

“Evde bir iz kaldı. Kuş vuruldu, gözlerini yumdu, taşın altına kondu – ancak iz kaldı.”

Buz Sarayı’nın yazarı, İskandinav Edebiyat Ödülü sahibi Tarjei Vesaas’tan, nahif olduğu kadar şiddetli, aldatıcı basitlikte, sarsıcı bir roman: Kuşlar…

Kahramanımız Mattis, ablası Hege ile Norveç ormanlarının derinliklerinde bir gölün kıyısındaki kulübelerinde yaşar. Mattis bedenen bir yetişkin olsa da hayata çocuk gözleriyle bakar, öyle çalışır onun aklı. Ablası, ördüğü kazaklarla evi geçindirirken Mattis’i de insan içine çıkmaya, çalışmaya teşvik eder. Sonunda kayıkçı olmaya karar veren Mattis’in ilk ve tek yolcusu olan yabancı, hayatlarını hiç ummadıkları şekilde değiştirecektir…

İtiraf etmeliyim ki bu kitabı yalnızca isminden dolayı satın aldım. Kuşlara ilgimden dolayı. Bir de kitabın İskandinav Edebiyat ödüllü olması durumu da etken. Hikaye çok da beklediğim gibi değildi.

 

7-Bütün İyiler Biraz Küskündür/ Nilay Örnek:

En severek okuduğum kitaplardan biri oldu kendisi. İsmi gibi hayatta küskün kaldığımız yanlarımıza değiniyor bu kitapta. Hikayeler, yaşananlar gerçek.. Toplumsal yanlarımıza dem vuruyor. Yazarın dili ve anlatma biçimi de örnek aldığım bir tarz.

”Çoğumuzun kalbi kırık ve bu bizi yavaşlatıyor… Ayrıldık, ayrıştık, yıprandık, işsiz, mesleksiz, huzursuz, kimi zaman kahkahasız, kimi zaman umutsuz kaldık. Peki ne yapacağız? Belki de önümüze bakıp önce, fark yaratabileceğimiz en yakınımızdaki durumla başlayacağız! Gülmekle başlayıp çabalayacağız. Atmosfer, en sıradanı, en su yüzüne çıkanı, en hoyratı alkışlarken ve bizler pasif agresif bu akışı izlerken, Türkiye’de bütün gerçek iyilerin, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışanların kalbine birer leke düşüyor. İşte bu kitap da bir nevi benim memleket derdim, benim anlama çabam, olan bitenden kaçarken sığındığım bazı insan-limanlar ve benim çözüm önerilerim…”

 

 

 

8-Pariste bir karınca/ Marc Vidal:

 

Marc Vidal kendi başarılı girişimcilik hikayesini kaleme almış. Daha 17 yaşındayken başlayan hayalini kurduğu şeyi başarması, yıllar sonra da bunu uygulayıp, bu girişimcilik ruhuyla şirket kurmasını kendi gerçek hikayesini anlatıyor. Dediği gibi, ”Çünkü büyük başarılar, küçük zaferlerle başlar”..

”Bir girişimci için şirket kurmak istediğinde en önemli şey hayallerinin peşinden gitmektir. Marc Vidal’in bir girişimci olarak daha on yedi yaşından itibaren hayatına prensip edindiği bu kural onu bugünlere getirdi. Sonuçları iyi de olsa kötü de olsa bir şirket kurma yolunda ve fırsat yaratma konusunda Marc hep en iyi bildiği şeyi yaptı: gözlemlemek, araştırmak, dinlemek ve analiz etmek.” tanıtım yazısından.

 

 

 

9-Küçük Prens/ Antoine de Saint Exupery:

 

Küçük prensi okumayanlarınız yoktur herhalde. Ben de yıllar önce okumuş olduğum bu kitabı, bir tatil dönüşü feribotun kitapçısında görüp, aldım. Çünkü, bu yaşımla, bu bakış açımla yeniden okunmayı hak ediyordu. Aslında Küçük Prens ve bunun gibi bir çok çocuk kitabı erişkin çağlarda yeniden okunmalı diye düşünüyorum. Vermek istediği mesaj işte tam bu zamanlar gerçek yerine ulaşıyor.

Ben de bir çırpıda okudum, sindirdim ve içine notumu bırakıp, benden sonra okuyacak minik emanetim için saklıyorum.

 

 

 

 

10-Hayata Dön/ Gülseren Buğdayıcıoğlu:

Psikiyatrist Gülseren Budayıcıoğlu’nun hastalarıyla yaşadığı gerçek hikayeleri içinde barındıran etkileyici kitabı. Bir kitap ne kadar gerçek hikayeleri anlatıyorsa, o kadar etkili oluyor okuyucu karşısında. Belki de bunu bildiğimizden. Ana karakterin hikayesi ise oldukça acıklı.. Daha önce Gülseren Budayıcıoğlu’nun kitaplarını hiç okumamıştım, bu kitap benim için bu konuda milat olacak.

Bu arada tv dizilerinden İstanbullu Gelin’in hikayesi de bu kitaptan. Fakat, hikaye çok acıklı olduğundan önceki sezonlarda bu kitaba uygun gidilmemiş. Fakat, bu sezon kitaptaki ana karakterin varlığı ve hikayesi senaryoya yansıyacak. Ama ben kitabı okuduğum için şuan ki karakterleri ile senaryonun gideceği noktayı çok bağlayamıyorum. Ama okumalısınız..

 

 

 

 

11-Araf Annesi/ Burcu Karataş Metin:

Sosyal medya fenomenlerinin kitap çıkarıp, birbirinin aynısı gibi sadece popüler kültürün getirilerinden faydalanıp, yazar olma maceralarını çok sevgiyle karşılayamıyorum. Bu da onlardan biri gibi görünüyordu gözüme. Fakat, sadece bir şans vermek istedim. Hikaye belli, annelik mecarası. Fakat, çalışan bir kadının ikiz anne olma süreci ve bu süreçte hayatın tüm olumsuzluklarının nasıl bir anda geldiği ve anneliği kabullenme sürecini anlatıyor. Hikaye bizden.. Kendimizden bir şeyler bulabileceğimiz ve o süreci yaşarken ne hissedebileceğimizle bize dokunuyor. Fakat, yazarın avukat olmasından  dolayısıyla kelime birikimi, cümle kuruş şekli, kelimelerle oynayışı kitabı dolu dolu yapan en büyük etmen. Çünkü, bir kitapta ne anlattığın değil, nasıl anlattığın benim için önemli.

 

 

 

 

12-Sen Olmadan Asla/Yasemin Yaman:

 

Bu kitapta yukarıdakinin aksine dilini çok yalın bulduğum, yazma şeklini sevmediğim, sırf yarıda kalmasın kitap diye devam ettiğim bir kitap. Yine az önceki kitabın aksine gerçek hikaye değil, kurgulanmış bir roman. Ben çok samimi, çok gerçekçi bulamadım. Yine içinde anne olma sürecini anlatan bir hikaye var.

 

 

 

 

 

13-Rabbin için Sabret/ Uğur Koşar:

Yıllar önce bir iş seyahati için Konya havalimanında rötar yapmış uçağımı beklerken aldığım bir kitap. Konya’nın havasından etkilenmiş olacağım ki dini içerikli bir kitap satın aldım.

İçindeki tespitler güzel, ve hatta bunların ayetlerle sunulması da. Ama anlatılan hikaye çok yalın, yetersiz  ve beni hiç tatmin edemeyen bir hikayeydi. Ben sadece almak istediklerimi alıp, koydum keseme.

 

 

 

 

 

14-Yaralı/Kahraman Tazeoğlu:

Kahraman Tazeoğlu’nun aşk romanlarından biri daha. Aşk romanı okumayı sevenlerdenseniz, okunabilir. Ben araya serpiştiriyorum böyle az az. Kitabın tanıtım bülteninde ise,

”Artık hatırlanmaya değecek kadar bile kalmadın. Seni unutmak hakkım! Unutkan biri değilimdir ama sen bende hatırlanacak hiçbir şey bırakmadın. Benim unutulmuşum olmak bile güzeldir, bil. Aşk mı? Aramızda kaldı; içimizde değil… Yanlış aşkta doğru aranmaz. Ama yine de oku istiyorum. Cümlelerimde gizlenmiş duygudan ne anladığını benim nasıl yazdığım değil, senin nasıl okuduğun belirler.

“Kör müydü gözlerin, nasıl göremedin” diye sordular senden sonra. Kör değildim. Ve hayatımda en çok iki kere parlamıştı gözlerim. Birincisi seni ilk gördüğüm, ikincisi giderken ardından baktığım gün. İlkinde aşkın ışığından, ikincisinde gözyaşlarımdan… O iki anın arasındaysa hep kapalıydı gözlerim. Aşkına inandığımdan.

Kör değildim, sadece güvenmiştim!”

 

15-El-vedud/ Tuğçe Işıınsu:

 

Bir kaç kişiden sırasıyla bu kitabı okumamla ilgili öneri almıştım. Ben de aklımın bir köşesine yazıp, devam ettim. Ve en son tatile çıkmadan bir gün önce kitap hakkında konuşutuğum kitap, sabah Susurluk’ta mola verdiğimiz esnada direkt karşıma çıktı. Üstelik kapağını dahi görmemiştim hiç. Ben de bu bir işaret deyip, satın aldım hemen. Gül kokulu bir kitap kendisi.

Kitabın içinde olumlu enerjiler için ritüeller ve bazı dualar mevcut. Ama öyle alıp, baştan sona kadar okunacak bir kitap değil. Göz gezdirip, ara ara alıp okunup, dilersen iyi hissetmek için ritüelleri-duaları okuyabileceğin bir kitap. Başucumda duruyor bu aralar.

 

 

 

 

16-Pembe Fili Düşünme:Zeynep Selvili Çarmıklı:

Psikoloji, kişisel gelişim ve farkındalık üzerine yazılmış kitapları okumayı seviyorum. bu kitapta bunlardan bir karma gibi. Yurtışında Psikoloji eğitimi almış olan yazar, kendi hikayeleriyle sarmaladığı farkındalık üzerine yazmış bu kitabı. Sıkmadan, yormadan, tam da onun istediği gibi yalın bir şekilde anlatılıyor anlatılması gerekenler. İsim dikkat çekiyor en çok ama arka kapağını okuduğunuzda az çok anlıyorsunuz. Tam da böyle diyor;

”Pembe fili düşünmemem gerekiyor. Tamam, o zaman kocaman, gri bir balina düşünürüm. Pembe fili düşünme. Balinalardı değil mi su püskürten? O kadar zaman nefeslerini mi tutuyorlar, ne yapıyorlar? Pembe fili düşünme. Geçenlerde aldığım kitabı da düşünebilirim. Pembe fili düşünme. Çok heyecanlıyım başlamak için. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünmemem lazım. Acaba kaç defa düşündüm? Pembe fili düşünme.

Böyle de düşünmemem lazım galiba. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünme. Mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu. Pembe fili düşünme. Of kaç dakika oldu acaba? Pembe fili düşünme. Dakika tutmayı unuttum galiba. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünme. Acaba telefonum nerede? Kılıfı da pembe! La la la la. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünme.”

 

17-Kocam hala sevgilim mi? / Şebnem Seçkiner:

Bir gece uykum kaçtı ve elime bu kitabı aldım. Aa bir de baktım ki bitmiş bile. Daha önce Manyak Anne kitabıyla tanıdığım yazar, bu sefer annelik değil, evlilik ve ilişkiler hakkında kendi hikayesini mizahi bir dille anlatarak yine bizden oluyor. Çok güldüm yine bu kitabı okurken. Ama ”Manyak Anne ” kitabı da okunmalı. Olaylara bazen böyle bakmak ve gülümsemek de ihtiyacımız olan şeylerden biri.

 

 

               

 

 

 

18-Yolculuk Nereye? /Hakan Tetik:

”Herkesin kendi hayat yolculuğunda bineceği bir treni vardır elbet. Mühim olan, hangi tren olduğuna bireysel olarak karar vermek ve aydınlıkta, karanlıkta yol alırken varış noktasını düşlemektir. Düşlemek, hayat yolculuğumuzda karşımıza çıkan zorluklarla mücadele ederken kullanabileceğimiz en büyük güçtür.”

”Deneyimli danışman, eğitmen Dr. Hakan Tetik’in verdiği eğitimlerden yola çıkarak sunduğu “bireyler için stratejik bakış açısı” ve illüstratör Banu Taylan’ın çizimleriyle hayat verdiği cümleler, kendi hayat yolculuğu üzerine düşünmek isteyen herkes için keyifli bir okuma olacak.”

 

 

 

19-Müsait Bir Yerde İnebilir Miyim?- Karin Karakaşlı

 

Karin Karakaşlı’nın ilk romanı. Benim de okuduğum ilk kitabı. Bir solukta okuduğum bir kitap diyemeyeceğim ne yazık ki. Hikayede olay örgüsünden çok karakterin iç dünyası hakim. Fakat, kitabın yarısından sonra hikayedeki karakterlerin ağzından olaylara bakış açıları ve hikayelerin kesişmesi  merak uyandırıcı.

Sevginin, ayrılığın ve yalnızlığın anlatıldığı bir hikaye..

 

 

 

 

20-Doğumun Ruhu- Ayşe Öner

 

Hamile kalmadan önce aldığım ve hamile olduğumu öğrendikten sonra okuduğum ilk kitap. Doğum ve hamilelik hemşiresi Ayşe Öner’in deneyimi, bilgisi ve yorumlarıyla doğuma bakış açımı değiştirdi diyebilirim. Doğumun ayrı bir ruhu varmış, okudum öğrendim. Hamilelik süreci ve yenidoğan bakımı ile de özet bilgileri içinde barındıran bir kitap.

 

 

 

 

 

21-LAGOM İsveçlilerin Dengeli Yaşam Sanatı-Linnea Dunne

Belgesel tadında, farklı kültürlerin farklı yaşamlarına tanıklık etmeyi sevenler için tavsiye edeceğim bir kitap. İsveçlilerin yeme-içme, iş hayatı, dekorasyon, moda, yaşam gibi konularda nasıl dengeli yaşadıklarını güzel örneklerle anlatıyor. Lagom İsveçliler için bir yaşam tarzı. Bu yaşam tarzını benimseyip,

Daha temiz bir çevreye katkıda bulunabilirsiniz,

İş-hayat dengenizi iyileştirebilirsiniz,

Evinizdeki fazlalıklardan kurtulabilirsiniz,

Daha bilinçli bir tüketici haline gelebilirsiniz,

Sevdiklerinize daha fazla zaman ve enerji ayırabilirsiniz,

İyi yiyeceklerin tadını İsveçliler gibi çıkarabilirsiniz,

Kendi sebze ve meyvelerinizi kendiniz yetiştirebilirsiniz,

Doğanın keyfini sürebilir ve zinde kalabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir