GEZİYORUM

Fethiye Gezimiz

Keşfetmek, arınmak, yenilenmek için çıktığımız Ege-Akdeniz turumuzun 3. durağı ve belki de en çok keşfedilen yeri Fethiye’ydi. Dur durak bilmeden gezip, görüp ve hala şurayı da göremedik dediğim bir çok yer oldu. Burada 2 gün kalmayı planlamıştık ve 2,5 gün tam anlamıyla dolu dolu gezdik. Marmaris’ten çıktıktan sonra yaklaşık 1,5 saatlik bir yolculuk sonrası Fethiye’deydik.

Fethiye ‘bir daha gelir miyim bilmem ama kesinlikle gelinip, gezilmesi, görülmesi gereken bir yer’ dedim. Her çektiğim fotoğraf tablo gibiydi. Fotoğrafla hiç oynamadan, filtre koymadan çek ve paylaş gitsin:) Maviye aşık oldum ben burada, mavinin her bir tonuna ayrı ayrı.

Belcekız- Fethiye

Biz Fethiye’de Ölüdeniz beldesinde Cappadocia Otel’de kaldık. Otel hakkında söyleyecek güzel şeylerim yok. Bu turda kaldığım en kötü oteldi. Üstüne bir de bize balkonsuz oda vermeleri sempatimi iyice azalttı. Ama otel beklentisi olmadan çıktığım bu yolculukta, çok da sorun yaratmadı bende.

Ölüdeniz Fethiye merkeze yaklaşık 14 km uzaklıkta bulunuyor. İlk gün otele yerleştikten sonra, Ölüdeniz’e gittik. Dünyaca ünlü  bu doğa harikası yer kesinlikte gelinip, görülmeli. Ölüdeniz tabiat parkına giriş ücretli. İçeride yemek yiyebileceğiniz mekanlar da mevcut. Giriş sırası çok beklememek adına biz arabasız girmeyi seçtik. Fakat, pişman olduk. Havanın çok sıcak olması ve içeride yürünecek mesafenin de uzun olması sebebiyle sıcaktan kavrulduk. Ölüdeniz coğrafi özelliği nedeniyle lagün- deniz kulağı adını almıştır. Kulağın dış kısmında kalan deniz aşırı dalgalı iken, iç kısımda kalan deniz ise adına münhasır dalgasız, dupdurudur. Dalgalı olan kısma Belce kız, içeride kalan kısım da Ölüdeniz adını almaktadır.

Ölüdeniz- Fethiye

Ölüdeniz ve Belce kız adının nereden geldiği ile ilgili okuduğum efsane de şöyledir;

 ”Eski çağlarda buralardan geçen gemiler açıkta demirler ve içme suyu almak üzere kıyıya sandalla çıkarlarmış. Bir gün yaşlı bir kaptanın genç, yakışıklı oğlu su almak için koya çıktığında güzel mi güzel Belcekız’ı görür. Görür görmez de vurulur.
Kızın yüreğine de ateş düşer. Ama delikanlı suyu alıp dönmek zorundadır. Gemi uzaklaşıp gider. Belcekız hep kıyıyı, sevgilisini kollar. Delikanlı da geminin buralardan her geçişinde su almaya gelir. Böylece görüşür, sevişirler.
Bir gün gemi buralardan geçerken fırtına patlar. Genç, babasına burada korunaklı, havuz gibi bir koy olduğunu söyler. İhtiyar kurt ise oğlunun gönül macerasını bilmektedir. Oğlunun sevgilisini görmek uğruna gemiyi parçalamayı göze aldığını sanır.
Dalgalarla birlikte kavga da büyür baba oğul arasında. Gemi tam kayalıklara çarpacakken kaptan bir kürek darbesiyle oğlunu denize atar ve dümene yapışır ki durumu görür. Deniz dönerek çarşaf gibi bir koya girmektedir. Oğlan orada ölür. Kayaların üzerinde sevdiğini bekleyen Belcekız da kendini kayalardan atıp ölür. İşte o gün bu gündür kızın öldüğü yere Belcekız, oğlanın öldüğü yere Ölüdeniz denir. Günün ilerleyişine göre rengi değişip duran deniz belki de bir oğlana bir kıza yanmaktadır.
Ölüdeniz, adı gibi durgun bir göl niteliğindedir. En fırtınalı günlerde Belceğiz kıyıları dalgalarla boğuşurken, Ölüdeniz’de sadece çırpıntılar meydana gelir.”

Belce Kız- Fethiye

Ölüdeniz tabiat parkını gezip, her iki tarafta da denize girdikten sonra yeni yerler keşfetmeye yol aldık. Görülmesi gerekenler listemde Kelebekler Vadisi ve Kabak Koyu yer almaktaydı. Bu sebeple arabayla yukarı tırmanışa geçtik desem yeridir. Yukarı doğru çıktıkça görüntü ve renkler muhteşem bir tabloya büründükçe büründü.

Fethiye

Kelebekler vadisini yalnızca yukarıdan görme şansı bulabildim. Normal koşullarda Kelebekler Vadisine araba ile gitme imkanınız yok. Ölüdeniz sahilden kalkan tekneler ile vadiye gidebiliyorsunuz. Fakat, bizim zamanımızın az olması sebebiyle, günün kalanını oraya ayıramadık. Bir de zaten bu mevsimde kelebekler de yok dedikleri için, yalnızca yukarıdan görebildik. Çekilmiş çok muhteşem bir fotoğrafım da olmamasından dolayı, buraya ekleyemiyorum.

Kelebekler vadisine şöyle bir yukarıdan baktıktan sonra, Kabak koyuna doğru devam ettik. Aslında biz Kabak koyuna araba ile inebileceğimizi biliyorduk, değilmiş. Sanırım 2 yıl önce yasaklamışlar, iyi ki de öyle olmuş. Yolları çok fena. Belli bir yere kadar arabayla gidebiliyorsunuz. Oradan sonra minibüsler ile sizi aşağıda indiriyorlar. İnanılmaz dik, virajlı ve tehlikeli bir yolculuk ki. Sıkıntı şu ki, yola park ettiğiniz aracınız için otopark ücreti istiyorlar, Allah’ın boş dağ yolunda! Hem gidiş- hem geliş için ayrı olmak üzere kişi başı ücret alıyorlar. İş biraz ticarete dönüşmüş anlayacağınız.

Kabak Koyu-Fethiye

 

Kabak Koyu-Fethiye

Koya indiğinizde yine turkuazın en güzel tonları ile karşı karşıyasınız. Denizi dalgalı, hatta oldukça dalgalı. Ama yeşil ile mavinin birleşimine aşık olabilirsiniz. Hatta burada konaklama imkanınız da mevcutmuş. Bungalov tarzı evlerde doğa ile iç içe birkaç gün geçirebilirsiniz. Ama yukarı çıkmak için yalnızca tek şansınız gelen servisleri beklemek. Biz dönüşte çok bekledik, çünkü kişi sayısı tamamlansın diye bekledikleri için aşağıya servis göndermediler.

Günü Ölüdeniz beldesinin merkezinde akşam yemeği ile tamamladık. Yemek için yer aradığımız, yemek ve restaurant konusunda beklentimizi çok karşılamadığını da belirtmek isterim. Zaten Türkiye’de değil de, yabancı bir ülkede gibi hissetmeniz için neden çok.

Ertesi gün, benim listemde yer alan ama acaba oraya gitmek için zaman bulabilir miyiz ki dediğim, bu arada da instagram’dan bol bol ‘git mutlaka’ diye mesaj aldığım yer, Kayaköy’e çevirdik rotayı. 5 bin yıllık tarihin içinde, insanlık için kısa bizim için oldukça uzun 12 yıllık tarihimizle yer aldık biz de.

Kayaköy- Fethiye

Kayaköy terk edilmiş evleriyle adeta hayalet şehir gibi. Fakat, tarihteki adı: Levissi. Bir kısmı harabeye dönmüş olsa da, içerisinde binlerce konut, okul, şapel, kütüphane, hastane gibi yapılar da mevcut. Okuduğum bilgilere göre Kayaköy’ün hikayesi şöyle;

”11. yüzyılda (Bazı kaynaklar 14. yy olarak da belirtiyor.) başlıyor. Burası, Likya Uygarlığı’nın yerleşim yeri üzerine kurulmuş bir Rum köyü. Aslında buraya köy denmesi biraz haksızlık olabilir. Çünkü burası ticareti ve sosyal hayatı gelişmiş, 20.yy’a kadar 25 bin kişinin yaşadığı kocaman bir kent aslında. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Türkiye- Yunanistan arasında yapılan anlaşmayla buradaki Rumlar ve Batı Trakya’daki Türkler yer değiştirmiş. Trakya’dan göçen Türklerin bir kısmı buraya yerleştirilmiş. Fakat buradaki yaşama uyum sağlayamayan Türkler, köyü terk etmişler. Kayaköy’ün kaderi hep terk edilmek olmuş yani. Önce Likyalılar sonra Rumlar ve son olarak Türkler.”

Kayaköy- Fethiye

Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı olduğundan giriş ücretli tabi ki. Fakat, müze kartınız varsa, ücretsiz giriş yapma şansınız var. Benim müze kart yerine geçen kredi kartım vardı, onunla ücretsiz giriş yapabildim. Ve tavsiyem, günün çok sıcak saatinde gezmeyin. Biz yaptık, siz yapmayın 🙂

Öğleden sonra ise, Fethiye’nin ünlü plajlarından olan Çalış plajına gittik. Çalış plajı, birkaç km uzunluğunda, Fethiye merkeze bitişik bir yerde konuşlanıyor. Caretta Carettaların yumurtalarını bıraktığı yer olup, bu sebeple önemli ve koruma altına alınmış bölgelerden birisi. Plajı çakıl olup, denizi de oldukça dalgalı. Ama bu bir engel midir kendinizi o muhteşem denize bırakmak için, yüzme biliyorsanız tabi ki hayır. Fakat, çocuklu tatil için sıkıntı olabilir, zira dalgalardan dolayı denize girip- çıkmak bir hayli meşakatli oluyor.

Çalış Plajı- Fethiye

Plajın arka tarafında konaklama için sayısız otel, ve yemek için de mekanlar mevcut. Dilerseniz, şezlong ve şemsiye kiralayabilir veya bizim gibi sandalyelerinizi alıp, keyif yapabilirsiniz. Gün sonunda duşunuzu alıp, üstünü değiştireceğiniz duş ve giyinme kabini ise, sınırlı. Biz çok şanlıyız ki, çok yakın mesafesinde bulunuyormuşuz.

Bugünün akşam üstünü ise, Fethiye merkezi gezmeye ayırdık. Fethiye kordon da gezinti yapıp, Paspatur çarşısında alışveriş yaptık. Kordonda bir çok tur teknesi ve özel yatlar yer alıyor. Dilerseniz, buradan kalkan turlar eşliğinde Fethiye’nin koylarını gezme fırsatı yakalayabilirsiniz. Paspatur çarşısı ise, İstanbul Kapalı Çarşıyı andırır nitelikte. Hediyelik eşyalar, ayakkabı, giyim gibi her türlü ihtiyacınıza cevap verebilecek nitelikte.

Akşam yemeğini yediğimiz yer -Fethiye Balık Hali eşimin en favori mekanı oldu. O sordu, soruşturdu ve böyle bir yerin varlığından haberdar oldu. Adının balık hali olduğuna bakmayın, akşam yemeği için çok güzel bir tercihti. Fethiye merkezde Balık Halini sorduğunuzda herkes gösteriyor, biz öyle yaptık. Ortada balık satılan tezgahların olduğu bir ada etrafında ise, balığınızı oradan alıp, pişirteceğiniz restorantlar mevcut. Bu pişirme işlemini çok uygun fiyatlı yapıyorlar. Mezenizi ve dilerseniz alkolünüzü alıp, keyifli bir akşam geçirebiliyorsunuz. Biz çok sevdik, eminim siz de seversiniz 🙂

Fethiye Balık Hali

Fethiye’den çıkıp, Kaş’a doğru yola çıkmıştık ki , Saklıkent Vadisini görmeden olmaz asla dedik. 18 km’lik derinliği, kayaların arasındaki dar tahta köprüleri, ortasından akan buz gibi akarsularıyla keşfedilesi bir yer. Kanyonun her yeri geziye açık değil, belirli yere kadar gidebiliyorsunuz. Kanyonda ilerleyebilmek için kayaların arasındaki buz gibi sulardan karşıya geçmek zorundasınız. Kanyonun içerisine doğru ilerledikçe suyun derinliği de artıyor ve geçişler oldukça zorlaşıyor.

Saklıkent Kanyonu- Fethiye

Girişte kanyon içerisinde yürüyüşü rahatlatmak amacıyla plastik ayakkabı kiralama imkanınız mevcut. Biz ayağımızdaki terliklerimizle devam ettik, belirli yerlerde oldukça zorlandık. Suyun akış hızı, kayalar ve en önemlisi suyun soğukluğun devam etmeyi zorlaştırıyor. Çektiğimiz videoları izlediğimde, ‘su adeta yakıyor’ demişim. Gerçekten soğuğu tarif edecek başka bir cümle olamazdı. Bir ara herhalde ben karşıya geçemeyeceğim dahi dedim, ama geçtim oldu 🙂 Karşıya geçmenizi kolaylaştırmak amacıyla halatlar bağlanmış, onlara tutunup, dengenizi daha rahat sağlayabiliyorsunuz. Ama o soğuk yok mu 🙂

Saklıkent Kanyonu- Fethiye

Saklıkent Vadisi, 15 yıl önce bir çoban tarafından keşfedilmiş. Burayı keşfeden çoban da devletten izinle, vadinin içerisindeki bir restorantı işletiyor. 18 km derinliği ile Türkiye’nin en uzun kanyonu olma özelliğine sahip. Kanyon’nun içerisinde yürüyüş dışında, yapılabilecek bir çok aktivite de mevcut. Islanıp, düşme riskinden olayı yanınıza aldıklarınıza dikkat etmenizi, ve içinize mayo giymenizi öneririm. Yedek kıyafetlerinizi de araba bulundurmanız da şart. Telefon almayın diye okumuştum gitmeden önce. Üzgünüm ama bu güzellikleri fotoğraflamadan çıkmak istemezdim, yalnızca dikkatli olun yeter.

Saklıkent Kanyonu- Fethiye

Kanyona’ giriş tabi ki ücretli. Aradan zaman geçtiği için verdiğimiz fiyatları hatırlamıyorum. Ama kişi başı 10 TL gibi bir rakam. Giriş için sabah saatlerini seçerseniz, çok sıra beklememiş olursunuz. Biz erken gittiğimiz için girişte hiç zaman kaybetmedik. Bir de çıkış aynı yerden yapıldığı ve tahta köprüler çok dar olduğu için çıkışta da sıkıntı yaşama olasılığınız var. Ama biz çok rahat giriş- çıkış yapabildik.

Kaş’a doğru yol olmadan önce, kanyon yetmez bir de şelale görmek lazım dedik ve Saklıkent Vadisine çok yakın mesafedeki Gizlikent şelalesini görmeye gittik. Merdivenlerle aşağı inip, yaklaşık 1 km boyunca serin suların içinden yürüyüp, şelaleye ulaşabiliyorsunuz. Merdivenlerden aşağı inince yine plastik ayakkabı kiralama seçeneğiniz var. Biz bu sefer ayakkabı kiralamayı tercih ettik, kesinlikle doğru yapmışız. Çünkü, şelaleye kadar yürüdüğünüz yol yine kayalardan oluşan, yeri geldiğinde tırmanmanız gereken ve ama hep sular içerisinde.

Gizlikent Şelalesi- Fethiye

Yolun sonunda sizi, 20 metre yükseklikten dökülen bu şelale bekliyor. Su buz gibi olduğu için ben altına girmeye cesaret edemedim. Ama Eren fazlasıyla hakkını verdi. Çok keyifli, fazlasıyla harcadığınız zamana değen bir geziydi. Biz en çok buraları sevdik.

Gizlikent Şelalesi- Fethiye

Kaş’a geç kalacağız gitmesek mi diye mızmızlanıyordum ki, iyi ki planı değiştirip buraları es geçmemişiz. Eren de en çok burada keyif aldı. Bol bol fotoğraf ve video çekerek, ölümsüzleştirdik. Fethiye hiç durmadan, yorulmadan, keşfe çıktığımız en çok yer gördüğümüz durağımızdı. Bir daha yolumuz düşer mi buralara bilmem ama iyi ki gelmişiz, iyi ki.

 

Ege-Akdeniz turumuzun diğer gezi notları için;

Çeşme Alaçatı Gezimiz için: TIKLAYINIZ.

Marmaris Gezimiz için: TIKLAYINIZ.

Kaş Gezimiz için: TIKLAYINIZ.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir